Mora Biorezonans ve Alerji

Mora Biorezonans ve Alerji

  • Mora Biorezonans ve Alerji

    Mora Biorezonans ve Alerji

    Dr. Eckart Herrmann

    I. Giriş Açıklamaları
    150 yıldır, modern uygarlığı oldukça ciddi anlamda belirleyen bilimsel temeller olan mekanik ve kimya bilgisi ile önemli bir şekilde şekillendirilen bir dünya görüşü ile yaşıyoruz. Elektronik alanındaki bilgilerde gerçekleşen büyük ilerlemelere rağmen, bu olağan dünya görüşü pek de sarsılmamaktadır. Özellikle tıp alanında, modern fiziğin etkisini gösteren tanıda birçok yenilik söz konusudur. Ancak biyolojiden yaşam sistemlerinin fiziksel-enerjik süreçleri ile ilgili yeni bulgular hastalıkların tedavisine güç bela bir girdi sağlayabilmiştir.
    Klasik tıp hala kendisini, (elektro-fizyolojiden bazı ek bilgilerle) biyokimyasal temel yaşam sistemleri modeli ile sınırlandırmaktadır; bu yüzden hastalık tedavisinin esas olarak sadece farmakoterapiden gerçekleştirilmektedir veya daha ziyade cerrahi tedavi stratejilerinin mekanik algısına referans yapmaktadır.
    Homeopati, akupunktur, elektro akupunktur ve son olarak Biorezonans Tedavisi gibi Düzenleme Tedavileri alanındaki bariz tedavi formları vücudu, sağlık yönünde ve çok daha az yan etki ile çok etkili bir şekilde etkileyebildiği açıktır.
    MORA Biorezonans Tedavisi, akupunktur, elektro akupunktur ve homeopati alanında modern bir ilerleme teşkil eder.

    II. MORA BioRezonans Kavramı
    Bilimsel Temeller
    Biyofiziksel tedaviler çerçevesinde başlanan tamamen yeni bir tedavi teşkil eden MORA Biorezonans Yöntemini doğru anlamak ve değerlendirmek için, modern biyofizikten aşağıdaki temel koşulları anlamak gerekir:

    • Yaşam sistemlerindeki tüm biyokimyasal süreçler, dahil olan reaksiyon ortaklarının ve elektromanyetik ortamın elektromanyetik etkileşiminin bir sonucudur. Tüm biyokimyasal materyaller, biyokimyasal süreçleri yönlendiren daha yüksek uyumlu elektromanyetik alanları bulunan bir geribildirim etkisine sahip olan moleküle özgü elektromanyetik titreşimler üretir.
    • Hücreler (hücre çekirdeği) içinden oluşan biyofotonlar gibi biyoelektromanyetik olgular canlı organizmada - lazer gibi uyumlu ve monokromatik karakteristiklerle - doğrulanabilir ve belirli dalgalanma sekanslarına gönderilir. Rezonans sayesinde, bu biyofotonlar koordineli olarak iyileştirilmiş etkilere sahip homojen fotonların bitişik hücrelere iletimini, daha da spesifik olmak gerekirse ortamdaki biyokimyasal süreçleri sağlarlar. Bu ifade, biyofizikçi Fritz-Albert Popp'un araştırmasına karşılık gelmektedir.
    • Tüm yaşam sistemleri "açık" sistemlerdir. Yaşamsal fonksiyonların ihtiyaç duyduğu enerjiyi muhafaza etmek için, bunlar yaşam süreçlerinin oluşmasına ve düzenlenmesinde çok özel bir role sahip olan sürekli bir (kaotik enerji veya ısı enerjisi değil) sinyal enerjisi beslemesi ve başta elektromanyetik titreşimlerden olmak üzere fiziksel enerji formlarından etki gerektirir. Fizikçi H.Fröhlich ve fiziksel kimyacı I. Prigogine 'nin (1977 Nobel Ödülü sahibi) ifadelerine göre, yaşam sadece, yaşam sistemlerinin dışarıdan gelen ve fiziksel uyarıcılara olan duyarlılığını ve bunların sistemin sabit ölçüsüyle kontrol edilebilirliğini arttıran sürekli sinyal enerjisi beslemesi ile mümkündür. Biyolojik sistem olan “kişi” (çok yüksek sabit boyut) halihazırda dıştan ve içten bir etkiye sahip küçük boyutlu elektromanyetik uyarıcılara hassasiyetle özellikle tepki vermektedir.
    • Bağımlı yapılı cilt çok katmanlı bir duyu organıdır ve bu yüzden, bu konumda, belirli cilt bölgelerinde (akupunktur noktaları,sinirsel bölgeler), dış dünyadan elektromanyetik bilgiler de dahil olmak üzere çeşitli bilgiler alabilir ve bunları işleyerek içe aktarabilir. Bu bölgeler, sinir uçları, reseptörler, vb gibi özel morfolojik yapılar içerir ve bunlar duyusal olarak, vücudun içi ile vücut yüzeyine bağlanır.

    * makalenin devamını okumak için lütfen tıklayınız...